Defter

Mardin’de bazı sokaklar gökyüzüne açılmaz. Taş evlerin altından geçer, bir gölgenin içine girer, birkaç adım sonra başka bir zamana çıkar. Bu geçitlere abbara denir. Ama abbaralar yalnızca taş kemerlerden ibaret değildir; Mardin’in altında kalan sesleridir.
Eski Mardin sokaklarında yürüyen biri, şehrin yalnızca yukarı doğru yükseldiğini sanır. Evler üst üste dizilir, damlar birbirine bakar, pencereler ovaya açılır. Fakat Mardin’in bir de aşağıda kalan tarafı vardır: güneşin tam giremediği, taşın serin tuttuğu, ayak sesinin yankıya dönüştüğü dar geçitler.
Abbaralar, bu şehrin gölgeyle kurduğu en eski dostluklardan biridir.

Bir sokağın üzerinde ev vardır, evin altında yol. Yukarıda hayat sürer; aşağıda şehir akar. Bir çocuk koşar, bir kadın kapı aralığından seslenir, bir esnaf dükkânına yetişir, yaşlı biri bastonunu taşa vura vura yürür.
Bugün çoğu abbaradan sessizce geçiyoruz. Oysa bir zamanlar bu taş geçitlerin içinden yalnızca insanlar değil; selamlar, dualar, haberler, korkular ve gülüşler geçerdi.
Mardin’de yaz güneşi keskindir. Taş duvarlar ışığı emer, sokaklar ısınır, ova sarı bir sessizliğe bürünür. Bir abbaraya girildiğinde ise hava değişir. Işık yumuşar, ses azalır, taşın serinliği insanın yüzüne değer.

Abbara, gölgeyi koruyan bir kapı gibidir.
Bu geçitler yalnızca serinlik için yapılmış değildir. Eski Mardin’de ev, sokak ve komşuluk birbirinden tamamen kopuk değildi. Evlerin üst katları sokağın üzerinden uzanır, altından insanlar geçerdi. Böylece şehir hem büyür hem birbirine tutunurdu.
Bazı şehirlerde yollar binaların arasından geçer. Mardin’de bazen yollar evlerin kalbinden geçer.
Bir abbaranın altında yürürken insan kendi adımlarını daha iyi duyar. Çünkü taş sesi saklamaz; büyütür. Hafif bir adım bile kemerin altında çoğalır.

Eskiden sabahın erken saatlerinde tandır kokusu, yük taşıyan hayvanların nal sesi, bakırcıların çekiç vuruşları ve komşuların selamı bu geçitlerden geçerdi. Bir çocuğun kahkahası duvara çarpıp geri döner, bir kapının kapanışı taşın içinde kısa bir titreşim bırakırdı.
Abbaralar, Mardin’in küçük yankı odalarıydı.
Bugün bu seslerin çoğu yok. Bazı kapılar kapalı, bazı avlular sessiz, bazı evler artık yalnızca fotoğraflarda yaşıyor. Ama abbaranın altından geçerken insan yine de bir şey duyar gibi olur.
Belki kendi ayak sesidir.
Belki de şehir, çok eskiden duyduğu sesleri geri veriyordur.
Eski Mardin’de komşuluk yalnızca yan yana oturmak değildi. Aynı sokağın gölgesini paylaşmak, aynı çeşmeden su almak, aynı abbaradan geçmekti.

Bir evin mahremiyeti yukarıda sürerken, sokağın ortak hayatı aşağıdan akardı. Bu durum yalnızca taş ustalığı değil, aynı zamanda bir şehir terbiyesiydi. İnsanlar birbirinin hayatına fazla yaklaşmadan, yine de birbirinden kopmadan yaşardı.
Abbaradan geçen biri, yukarıdaki evin sahibini görmeyebilirdi. Ama onun varlığını bilirdi. Pencereden sarkan bir çiçek, taş duvara yaslanmış bir küp, kapı önündeki küçük bir süpürge, içeride hayat olduğunu anlatırdı.
Mardin’de taş bazen duvar olur, bazen yol olur, bazen de iki hayat arasında sessiz bir anlaşma.
Bugün Mardin’e gelenler abbaraları çoğu zaman fotoğraf çekilecek güzel geçitler olarak görür. Taş kemer, dar sokak, loş ışık… Elbette güzeldir. Fakat abbaranın asıl değeri yalnızca görüntüsünde değildir. Onun değeri, şehrin nasıl yaşadığını anlatmasındadır.

Abbara, Mardin’in acele etmeyen tarafıdır.
İnsan bu geçitlerde hızlı yürüyemez. Yol daralır, ışık azalır, ses değişir. Şehir insana yavaşlamayı öğretir. Bir an durup duvara bakarsın. Taşın üzerinde zamanın açtığı küçük çizgileri görürsün.
İnsanlar değişir, evler boşalır, sesler azalır; ama geçit kalır. Bir zamanlar kimlerin geçtiğini söylemez. Sadece geçmeye devam edenleri sessizce içine alır.
Abbaraların altında kalan sesler bütünüyle kaybolmuş değildir. Taşa sinmiş, gölgeye karışmış, ayak seslerinin arasına saklanmıştır.

Bugün bir abbaradan geçerken insan dikkatli dinlerse, belki eski Mardin’in çok uzaklardan gelen fısıltısını duyar:
Bir selam.
Bir çocuk kahkahası.
Bir kapı sesi.
Bir taşın serinliği.
Ve gölgenin içinde hâlâ yaşamaya devam eden eski bir şehir.
Bu yazıdaki görseller, eski Mardin’in ve abbaraların atmosferini yansıtmak için yapay zeka ile üretilmiş temsilî görsellerdir; belgesel niteliği taşımaz.