İçeriğe geç

Defter

Dargeçit'in taştan küpeleri: Boncuklu Tarla

Dargeçit'in taştan küpeleri: Boncuklu Tarla

Dargeçit'teki Boncuklu Tarla'da mezarlardan çıkan küçük taş süsler, burada yaşayanların on bin yılı aşkın bir süre önce kulaklarını ve dudaklarını delip süs taktığını gösteriyor. Güneybatı Asya'da bunun mezardan okunabilen en eski kanıtı bu.

Bu yazıyı paylaş:

Dargeçit'te, Dicle'nin iki kilometre batısında alçak bir tepe var. Bugün adı Boncuklu Tarla. Adını hak ediyor da: toprağından şimdiye kadar yüz binlerce boncuk çıktı.

Ama bu yazı boncukları değil, mezarlardan çıkan birkaç küçük taşı anlatıyor. Bu taşlar bir ipe dizilmemiş, boyna asılmamış. Kulağa ve dudağa takılmış.

Kazı kayıtlarına 2017/103 numarasıyla geçen bir mezarda iskelet büzülmüş hâlde yatıyordu. Başının çevresinde iki küçük taş süs, ağzının içinde de bir üçüncüsü vardı. Ağızdakinin başı genişti, gövdesi kısaydı; yandan bakınca T harfine benziyordu. Aynı kişinin alt ön dişlerinin dış yüzü de aşınmıştı. Araştırmacılar bu aşınmayı yediği yemekle açıklayamadı.

Bu mezar, 2024'te yayımlanan bir bilimsel makalede uzun uzun anlatılıyor. Makalenin söylediği şu: Boncuklu Tarla'da yaşayan bazı insanlar kulaklarını ve alt dudaklarını deliyor, bu deliklere taştan süs takıyordu. Hem de on bin yılı aşkın bir süre önce.

Boncuktan gelen ad

Boncuklu Tarla, Dargeçit'e bağlı Ilısu Mahallesi'nde. 2008'de, Ilısu Barajı öncesinde yapılan araştırmalarda bulundu. Kazılara 2012'de Mardin Müze Müdürlüğü başladı; kazının başında Mardin Artuklu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nden Ergül Kodaş var.

Makaleye göre buradan o güne kadar 100 binden fazla süs eşyası çıkmıştı. Kodaş'ın Ekim 2024'te Anadolu Ajansı'na söylediği rakamlar daha da büyük: 200'ü aşkın iskelet, 200 binin üzerinde boncuk. Sayılar farklı zamanlarda sayılmış ama ikisi de aynı şeyi gösteriyor: bu tepede süs çok boldu.

Bu boncukların bir kısmını Mardin Müzesi'nde görebilirsiniz. Müze Müdür Vekili İdris Akgül, Haziran 2024'te ziyaretçilerin en çok ilgi gösterdiği eserler arasında Boncuklu Tarla'nın boncuklarını saymıştı.

Adı bile konmamış taşlar

Bu küçük taşlar arkeologlar için aslında yeni değildi. Bölgenin aynı döneme ait köylerinde disk ya da çivi biçiminde böyle parçalar daha önce de bulunmuştu. Kimi kazı raporu bunlara "jeton" demiş, kimi "tıkaç", kimi "makara". Ortak bir adları bile yoktu, çünkü ne işe yaradıkları bilinmiyordu.

Bir süsün bedenin neresine takıldığını anlamanın yolu, onu o bedenin üzerinde bulmak. Boncuklu Tarla'da olan da buydu. Süslerin önemli bir kısmı mezarlardan, iskeletin üstünden ya da hemen yanından çıktı. Bazıları hiç yerinden oynamamıştı: kimi kafatasının üstünde, kimi alt çenenin hemen altında duruyordu.

Taştan, obsidyenden, bakırdan

Makaleyi üç arkeolog birlikte yazdı: Ergül Kodaş, Ankara Üniversitesi'nden Emma L. Baysal ve Batman Üniversitesi'nden Kazım Özkan. Mart 2024'te Antiquity dergisinde yayımlandı.

Araştırmacılar, beden delinerek takıldığını düşündükleri 106 süsü incelemiş; bunların 85'i sağlam. Çoğu kireçtaşından, obsidyenden ve dere çakılından yapılmış. Mermerden, serpantinden, bakırdan olanlar da var. Sağlam olanları yedi tipe ayırmışlar. Aralarında çivi başlı uzun süsler var, bazılarının kireçtaşı başına serpantin kakılmış. Mantar gibi şişkin olanlar, T biçimliler, başsız obsidyen çubuklar ve ortası delik bir sabuntaşı disk de var.

Obsidyen çubukların hikâyesi ayrı. Obsidyen bu topraklarda çıkmıyor, başka yerden gelmiş. Çubukların çoğu, üzerinden küçük taş bıçaklar koparılmış obsidyen parçalarının yeniden biçimlendirilip cilalanmasıyla yapılmış. Yani işi bitmiş bir taş atılmamış, süse dönüştürülmüş. Araştırmacılar bunda hem bir geri dönüşüm hem de bilinçli bir tercih görüyor.

Bakır da şaşırtıcı. Boncuklu Tarla'da 3.500'den fazla bakır süs bulunmuş. Kulak ve dudak süslerinden bakır olanlar, doğada saf hâlde bulunan bakırdan, ateşe sokulmadan, çoğu zaman bir taş gibi işlenerek yapılmış. Kodaş'a göre burada bakır kullanımı MÖ 8500'lere kadar gidiyor.

Kulağa mı, dudağa mı?

Araştırmacılar bir süsün nereye takıldığını iki şeye bakarak anlamaya çalışmış: mezarda bedenin neresinde durduğuna ve şekline.

Çivi biçimli süsler mezarlarda kulak hizasında çıktı; bazıları kulak deliğine paralel duruyordu. Başı kabarık olanlar da aynı yerlerden çıktı. Bunlar kulak süsü, bugünkü dille küpe. Kulağın yumuşak yerine ya da kıkırdağına açılan deliklere takılıyordu.

Mantar ve T biçimliler başka yerden çıktı: boyun ya da göğüs hizasından, alt çeneye yakın yerlerden, birisi de doğrudan ağzın içinden. Bunlar dudak süsü. Alt dudağa bu iş için açılan bir delikten geçirilip takılıyordu.

Obsidyen çubukların yeri tam belli değil. Baş hizasında bulundular, ama sonradan yapılan gömüler ve zamanla kayan toprak yüzünden çoğu yerinden oynamıştı. Sabuntaşı disk ise ikiye kırılmış, parçaları mezarın iki ayrı köşesinden çıkmıştı.

T biçimli dudak süslerinin bir özelliği daha var. Bu tip, Güneybatı Asya'da başka yalnızca güney Zagros dağlarında, yani bugünkü İran'ın içlerinde biliniyor. Araştırmacılar bunu, Dicle kıyısındaki bu köyün uzaklarla bağlantısının bir işareti sayıyor.

Dişteki iz

Yazının başındaki mezara dönersek: o kişinin alt ön dişlerinin ön yüzü aşınmıştı ve aşınma yalnız bu dişlerdeydi. Yemek böyle bir iz bırakmaz. Dişleri bir el işinde kullanmaktan kaldığını gösteren bir işaret de yok.

Araştırmacıların en akla yatkın bulduğu açıklama şu: bu kişi alt dudağıyla çenesi arasına uzun süre bir taş süs takmış, süsün içte kalan yüzü zamanla dişine sürtünmüş. Ağzından çıkan T biçimli taş da tam böyle bir süs. Aynı iz, dudak süsünün yaygın olduğu Kuzey Amerika'nın kuzeybatı kıyılarında ve And Dağları'nda da görülmüş.

Buradan çıkan sonuç açık: Boncuklu Tarla'da alt dudak, taş süs takmak için en geç Çanak Çömleksiz Neolitik A denen dönemden beri deliniyordu.

Bir kez delinen kapanmazdı

Bu süslerin çapı en az yedi milimetre. Bu kalınlıkta bir süs için açılan delik, süs çıkarılsa bile büyük ihtimalle kapanmazdı. Yani bunlar takılıp çıkarılan bir kolye gibi değildi; insanın yüzünde kalıcı bir iz bırakıyordu. Deliği açmak, sonra süs sığana kadar genişletmek zaman ve sabır isterdi. Başka araştırmalara göre dudak süsü konuşmayı, yemek yemeyi, nefes alışı bile etkiliyor; sağlık için de risk taşıyor.

Makaleyi önemli kılan da bu. O güne kadar ilk köylerde süslenmenin takılıp çıkarılan, geçici bir şey olduğu düşünülüyordu. Boncuklu Tarla, bedende kalıcı iz bırakan bir geleneğin de olduğunu gösteriyor.

Çocuklarda yok

Bu süsleri kimler takıyordu? İnceleme sürüyor, ama şimdilik en az yedi erkekte ve dokuz kadında bu delikler tespit edilmiş. Hepsi yetişkin. Bir tek çocukla ya da gençle ilişkilendirilmiş kulak ya da dudak süsü yok.

Çocuklar süssüz gömülmüyordu üstelik. Aynı köyde bebek ve çocuk mezarlarında boncuk da kolye ucu da bol. Kulak ve dudak süsü ise şimdiye kadar yalnız yetişkinlerde görüldü. Araştırmacılar buradan, bu geleneğin yaşla ilgili olduğu sonucunu çıkarıyor. Bölgenin başka köylerinde kafa şekillendirme küçük yaşta yapılırken, beden delme yetişkinlikte yapılıyordu.

Araştırmacılar Pasifik kıyısındaki yakın dönem toplulukları da hatırlatıyor. Oralarda büyük dudak süsleri yaşla, toplumdaki yerle ve büyüme törenleriyle bağlantılıydı. Ama bu yalnızca bir karşılaştırma; Boncuklu Tarla'da böyle bir tören yapıldığını gösteren bir bulgu yok.

Makalenin yazarlarından Emma L. Baysal, Mart 2024'te Reuters'a şöyle demişti:

> "Özellikle yüzünüze süs taktığınızda onu siz göremezsiniz, başkaları görür."

Baysal'a göre bu insanlar da kendilerini dünyaya nasıl gösterdiklerini epey düşünüyordu. Bu onun görüşü; makale daha temkinli konuşuyor ve görünüşün bir topluluğun kimliğinin parçası olduğunu söylemekle yetiniyor.

On bin yıldan eski

Haberlerde Boncuklu Tarla için kimi zaman 11 bin, kimi zaman 12 bin yıl deniyor. İkisi de yuvarlak rakam. Makalenin verdiği tarihler şöyle:

En eski kulak ve dudak süsleri, Çanak Çömleksiz Neolitik A denen dönemin tabakalarından çıktı. Adını çömleğin henüz yapılmamasından alan bu dönem, bölgede kabaca MÖ 10.000 ile 8800 arasına düşüyor. Süslerin çoğu ise ondan sonraki B döneminden. Gelenek köy terk edilene kadar sürmüş; makale bütün aralığı kabaca MÖ 10.000 ile 7000 arası olarak veriyor.

Bu en eski tabakaların kendi tarih ölçümü yok. Altlarındaki tabaka MÖ 10.471 ile 10.109 arasına, üstlerindeki ilk ölçülmüş tabaka MÖ 8546 ile 8302 arasına tarihleniyor. En eski süsler bu ikisinin arasından geliyor.

Bu rakamların ağırlığı, önceki bilgiyle karşılaştırınca anlaşılıyor. Bu makaleye kadar bölgede mezardaki yeri iyi bilinen en eski dudak süsü Suriye'deki Tell Sabi Abyad'dan geliyordu: genç bir kadının mezarında, çenesinin önünde bulunmuş kaya kristalinden bir süs. O mezar MÖ 6000 civarına tarihleniyor. Beden delmenin başlangıcı da genellikle MÖ yedinci binyılın ortalarına konuyordu.

Boncuklu Tarla'nın süsleri bunlardan binlerce yıl daha eski. Araştırmacılar bu yüzden buluntuları, Güneybatı Asya'da beden delmenin mezarın içinden okunabilen en eski kanıtı sayıyor.

Bir noktanın altını çizmek gerek: makale "dünyanın ilk küpesi" demiyor. İddia Güneybatı Asya'yla sınırlı ve süsün nereye takıldığını mezardan gösteren kanıt için. Benzer taşlar bölgenin başka yerlerinde de bulunuyordu; araştırmacılar da bu geleneğin o erken dönemde bile geniş bir alana yayıldığını yazıyor.

Henüz bilmediklerimiz

Bu yazı bir makaleye ve üç habere dayanıyor; kazı alanına gidilmedi. Bilinmeyenler de az değil.

İnceleme sürüyor. Yedi erkek ve dokuz kadın "en az" sayısı; makalede toplam kaç yetişkin mezarına bakıldığı yazmıyor. Bu yüzden bu süsleri takanların köyde ne kadar yaygın olduğunu bilmiyoruz. Dişteki aşınma da ayrıntısıyla tek bir kişi üzerinden anlatılıyor.

Deliklerin hangi yaşta açıldığı, bir törenle yapılıp yapılmadığı, kimin takıp kimin takmayacağına neyin karar verdiği belli değil. Hangi süs için hangi taşın seçildiğini araştırmacılar da henüz çözemediklerini söylüyor. Tarihler de kesin değil; kazı sürdükçe değişebilir.

Mardin Müzesi Boncuklu Tarla'nın boncuklarını sergiliyor, ama bu kulak ve dudak süslerinin vitrinde olup olmadığını okuduğumuz kaynaklarda bulamadık. Görmek isteyen müzeye sorabilir.

Şu kadarı ise mezardan okunuyor: et çoktan toprağa karıştı, taş kaldı. Taşın mezarda durduğu yer, on bin yılı aşkın bir süre sonra bile, bir zamanlar nerenin delindiğini gösteriyor.

Kaynaklar: Ergül Kodaş, Emma L. Baysal ve Kazım Özkan, "Bodily boundaries transgressed: corporal alteration through ornamentation in the Pre-Pottery Neolithic at Boncuklu Tarla, Türkiye", Antiquity 98 (398), 2024, s. 323–342 · Ece Toksabay, "Ancient humans had piercings just like us, archaeologists in Turkey find", Reuters, 20 Mart 2024 (GMA News Online'da yayımlanan metin) · Halil İbrahim Sincar, "Mardin'de 12 bin yıllık izlerin bulunduğu arkeolojik alan: Boncuklu Tarla", Anadolu Ajansı, 20 Ekim 2024 · Halil İbrahim Sincar, "Tarihi Mardin Müzesi ziyaretçilerini medeniyetler yolculuğuna çıkarıyor", Anadolu Ajansı, 19 Haziran 2024

Kapak: Ergül Kodaş, Emma L. Baysal ve Kazım Özkan, Antiquity 98 (2024), Şekil 2'den kırpıldı; fotoğraflar Boncuklu Tarla Kazı Arşivi'nden. Lisans: CC BY 4.0.

Bu yazıyı paylaş: