Defter

Kulağın yanında, dudağın altında: Boncuklu Tarla'nın taş süsleri
Dargeçit'teki Boncuklu Tarla'da mezarlardan çıkan küçük taş süsler, iskeletlerin kulak ve ağız çevresinde duruyordu. Birinin alt dişlerinde, dudağa takılan taşın bıraktığı düşünülen bir aşınma vardı. 2024 tarihli bir makale bunu Güneybatı Asya'da beden delmenin en erken bağlamsal kanıtı sayıyor.
Dargeçit'te, Dicle'nin iki kilometre batısındaki bir tepede açılan mezarlardan birinde iskelet bükülü yatıyordu. Başının çevresinde iki küçük taş süs, ağzının içinde bir üçüncüsü vardı.
Ağızdaki taşın başı geniş, gövdesi kısaydı; yandan bakınca T harfine benziyordu. Aynı kişinin alt ön dişlerinin dış yüzünde de bir aşınma vardı. Yalnızca o dişlerde görülen, araştırmacıların yemeğe bağlamadığı bir aşınma.
Kazı kayıtlarına 2017/103 numarasıyla geçen bu mezar, 2024'te yayımlanan bir araştırma makalesinde iki ayrı şekille anlatılıyor. Makalenin vardığı sonuç kısa: Boncuklu Tarla'da yaşayan bazı yetişkinler kulaklarını ve alt dudaklarını deliyor, bu deliklere süs takıyordu.
Adını boncuktan alan tarla
Boncuklu Tarla, Dargeçit'e bağlı Ilısu Mahallesi'nde. Alan 2008'de Ilısu Barajı için yapılan yüzey araştırmalarında bulundu; kazılara 2012'de Mardin Müze Müdürlüğü başladı. Kazının başında Mardin Artuklu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nden Ergül Kodaş var.
Adı boşuna konmamış. Makale, alanda o güne kadar 100 binden fazla süs eşyası çıkarıldığını yazıyor. Kodaş'ın Ekim 2024'te Anadolu Ajansı'na verdiği sayılar daha da büyük: 200'ün üzerinde iskelet, 200 binin üzerinde boncuk. İki sayı farklı zamanlarda, farklı adlarla sayılmış; ikisi de burada süsün ne kadar bol olduğunu gösteriyor.
Boncuklar şehrin içinde de görülebiliyor. Mardin Müzesi Müdür Vekili İdris Akgül, Haziran 2024'te ziyaretçilerin özellikle ilgi gösterdiği eserler arasında Boncuklu Tarla'da bulunan boncukları saymıştı.
Ne işe yaradığı bilinmeyen taşlar
Bu tür nesneler aslında yeni değil. Güneybatı Asya'nın Neolitik yerleşmelerinde disk ya da çivi biçimli küçük nesneler iyi biliniyor. Bilinmeyen, ne işe yaradıklarıydı.
Kazı raporlarına "jeton", "tıkaç", "makara" gibi farklı adlarla geçiyor, çoğu zaman süs eşyası olarak tanınmıyorlardı. Ortak bir adları bile yoktu. Biçimleri bir şey düşündürüyordu, ama bir süsün bedenin neresine takıldığını söylemek için onu bedenin üstünde bulmak gerekiyordu.
Boncuklu Tarla'da tam olarak bu oldu. Bu süslerin önemli bir kısmı mezarlardan, iskeletlerin üstünden ya da hemen yanından çıktı. Bazıları hiç yerinden oynamamıştı: kafatasının üstünde ya da alt çenenin altında duruyordu.
Yüz altı süs, yedi biçim
Makaleyi üç arkeolog yazdı: Mardin Artuklu Üniversitesi'nden Ergül Kodaş, Ankara Üniversitesi'nden Emma L. Baysal ve Batman Üniversitesi'nden Kazım Özkan. Makale 11 Mart 2024'te Antiquity dergisinin sitesinde yayımlandı, derginin Nisan 2024 sayısında yer aldı.
Makalede beden delerek takıldığı düşünülen 106 süs inceleniyor; bunların 85'i tam. Biçimi belirsiz kalan 21 parça sınıflandırmaya girmemiş. Tam olanlarda en çok kireçtaşı, obsidyen ve dere çakılı kullanılmış; mermerden, serpantinden ve bakırdan yapılmış olanlar da var.
Yazarlar bu 85 süsü yedi tipe ayırıyor. Uzun gövdeli, çivi başlı olanların bazılarında kireçtaşı başın içine serpantin kakılmış. Mantar gibi şişkin gövdeli olanlar, başı gövdesinin boyundan geniş T biçimli olanlar, başsız obsidyen çubuklar ve ortası delik bir sabuntaşı disk de var.
Obsidyen çubukların çoğu, küçük taş dilgilerin koparıldığı çekirdeklerin yeniden biçimlendirilip cilalanmasıyla yapılmış. Obsidyen bu yöreden çıkmıyor; yazarlar bu yüzden bu çubuklarda hem geri dönüşüm hem de simgesel bir tercih görüyor.
Bakır ayrıntısı da şaşırtıcı. Makaleye göre Boncuklu Tarla'da 3.500'den fazla bakır süs eşyası var. Kulak ve dudak süslerinden bakır olanlar, doğada saf hâlde bulunan bakır parçalarından ısıtılmadan, çoğu zaman taş gibi işlenerek yapılmış. Kodaş da Anadolu Ajansı'na, Boncuklu Tarla'da bakır kullanımının MÖ 8500'lere kadar gittiğini söylemişti.
Kulakta mı, dudakta mı?
Bir süsün nereye takıldığını anlamak için yazarlar iki şeye bakıyor: mezarda bedenin neresinde durduğuna ve biçimine.
Çivi biçimli süsler mezarlarda kulak bölgesinde bulundu, bazıları dış kulak yoluna paralel duruyordu. Başı kabarık ikinci tip de aynı yerlerden çıktı. Yazarlar bunları kulak süsü sayıyor; kulağın yumuşak dokusunda ya da kıkırdağında açılmış deliklere takıldıklarını düşünüyor.
Mantar ve T biçimli olanlar başka yerde çıktı: boyun ya da göğüs kafesi bölgesinde, alt çeneye yakın, bir örnekte doğrudan ağzın içinde. Yazarlar bunları dudak süsü olarak tanımlıyor. Arkeolojide bunun adı labret: dudakta bu iş için açılmış bir delikten geçirilen süs.
Obsidyen çubuklar için kanıt daha zayıf. Baş bölgesinde bulundular ama bedenin belli bir noktasına bağlanamadılar; çoğu, sonraki gömüler ya da toprağın zamanla hareketi yüzünden yerinden oynamıştı. Sabuntaşı disk ise ikiye kırılmış hâlde bulundu, parçaları mezarın karşı köşelerindeydi.
T biçimli dudak süslerinin bir özelliği daha var. Makaleye göre bu tip, Güneybatı Asya'da başka yerde yalnızca güney Zagros bölgesinden biliniyor. Yazarlar Boncuklu Tarla'daki örnekleri, güney Zagros'la daha geniş bağlantıların işareti sayıyor.
Dişteki iz
Şimdi o mezara dönelim. 2017/103 numaralı mezardaki kişinin alt kesici dişlerinin ön yüzünde aşınma vardı ve aşınma yalnızca alt ön dişlerle sınırlıydı. Yazarlara göre bu dağılım, sebebin beslenme olmadığını düşündürüyor. Başka yerleşmelerde öne sürüldüğü gibi bir el işinden kaynaklandığını gösteren bir işaret de yok.
Yazarların en olası bulduğu açıklama şu: alt dudakla çene arasındaki çukura uzun süre bir taş süs takılmış, süsün içte kalan arka yüzü dişe sürtünmüş. Aynı kişinin ağzından çıkan T biçimli taş, tam da böyle bir süs. Bu sürtünme zamanla dişte kendine özgü bir düzleşme bırakıyor. Aynı iz Kuzey Amerika'nın kuzeybatı kıyılarında ve And Dağları'nda da kaydedilmiş.
Yazarların buradan çıkardığı sonuç açık: Boncuklu Tarla'da alt dudağın ortası, taş süs takmak için en azından Çanak Çömleksiz Neolitik A evresinden beri deliniyordu.
Yedi milimetrelik delik
Bu süslerin çapı en az yedi milimetre. Yazarlara göre bu kalınlıkta bir süs, çıkarıldığında bile görülecek bir iz bırakırdı; iyileşen delik büyük ihtimalle kalıcıydı.
Kolye gibi takılıp çıkarılan bir süs değildi yani. Deliği açmak, sonra tam boy bir süsün sığacağı kadar genişletmek plan ve zaman isterdi. Makalenin dayandığı başka araştırmalara göre dudak süsü, takan kişinin konuşmasını, yemesini ve nefes alışını değiştiriyor, sağlık için de ciddi bir risk taşıyor.
Makalenin asıl söylediği de burada. Erken Neolitik'te süslenme o güne kadar daha çok takılıp çıkarılan, geçici bir şey gibi düşünülüyordu. Boncuklu Tarla bu tabloya bedeni kalıcı olarak değiştiren bir uygulama ekliyor.
Çocukların mezarında yok
Bu süsleri kimin taktığı, makalenin en çok düşündüren kısmı. Analiz hâlâ sürüyor, ama şimdiye kadar en az yedi erkek ve dokuz kadın yetişkinde bu tür delikler olduğu anlaşılmış. Yetişkin olmayan hiçbir bireyle ilişkilendirilmiş bir kulak ya da dudak süsü yok.
Karşılaştırma şurada önem kazanıyor: aynı yerleşmede bebek ve çocuk mezarlarında boncuk ve kolye ucu yaygın. Çocuklar da süsle gömülüyordu; kulak ve dudak süsü ise şimdiye kadar yalnızca yetişkinlerde görüldü. Yazarlar buradan bu uygulamanın yaşla ilgili olduğu sonucunu çıkarıyor.
Bir karşılaştırma daha yapıyorlar. Güneybatı Asya'nın bazı yerleşmelerinde kafatasına biçim verme küçük yaşta yapılıyordu; beden delme ise yetişkinlikte.
Pasifik kıyılarından yakın dönem örneklerini de hatırlatıyorlar: büyük dudak süslerinin yaygın olduğu bu topluluklarda süreç belli bir düzen izleyebiliyor, yaş, statü ve geçiş törenleri bakımından toplumsal anlam taşıyabiliyordu. Bu bir karşılaştırma, Boncuklu Tarla hakkında bir bulgu değil. Makale burada yapılmış bir törenden söz etmiyor.
"Özellikle yüzünüze süs taktığınızda onu siz göremezsiniz, başkaları görür."
Bu cümle makalenin yazarlarından Emma L. Baysal'a ait; Mart 2024'te Reuters'a konuşurken söylemiş. Baysal aynı konuşmada, bu insanların da dünyaya kendilerini nasıl gösterdiklerini epey düşündüklerini söylüyor. Bu onun yorumu. Makale daha temkinli bir dille, görünüşü kurmanın bir topluluğun iletişiminin ve kimliğinin parçası olduğunu yazıyor.
Kaç bin yıl önce?
Haberlerde Boncuklu Tarla için kimi zaman 11 bin, kimi zaman 12 bin yıl deniyor. İkisi de yuvarlanmış rakam. Makalenin kendi tarihleri daha dikkatli okunmayı istiyor.
Kulak ve dudak süslerinin en eskileri, Çanak Çömleksiz Neolitik A denen evreye ait tabakalardan çıktı. Adını çanak çömleğin henüz yapılmamasından alan bu evreyi makale, Güneybatı Asya için genel olarak MÖ 10.000 ile 8800 arasına koyuyor. Süslerin çoğu ise daha sonraki B evresinden. Kullanım yerleşim sona erene kadar sürmüş; makale bütün aralığı kabaca MÖ 10.000 ile 7000 arası olarak veriyor.
Bir ayrıntı önemli. Makaledeki radyokarbon tablosunda A evresi tabakalarının kendine ait bir ölçümü yok. Onların altındaki en eski tabaka MÖ 10.471 ile 10.109 arasına, üstte tarihlenmiş ilk tabaka MÖ 8546 ile 8302 arasına tarihleniyor. En eski süsler bu iki ölçümün arasındaki tabakalardan geliyor. En alttaki, en eski yerleşim tabakasına tarihlenen bir süs ise henüz yok.
Önceki bilgiyle karşılaştırınca bu tarihlerin ağırlığı anlaşılıyor. Bu makaleye kadar Güneybatı Asya'da mezar içindeki yeri iyi belgelenmiş en eski dudak süsü Suriye'deki Tell Sabi Abyad'dan geliyordu: genç bir yetişkin kadının mezarında, alt çenesinin önünde bulunmuş kaya kristalinden bir süs. O mezar MÖ 6000 civarına tarihleniyor. Süs kullanımına dair mevcut anlatılar da beden delmenin başlangıcını MÖ yedinci binyılın ortalarına koyuyordu.
Boncuklu Tarla'nın en eski örnekleri bunlardan çok daha eski tabakalardan geliyor. Yazarlar bu yüzden buluntuların, Güneybatı Asya'da bedeni delmeyi gerektiren süslenmenin en erken bağlamsal kanıtı olduğunu savunuyor.
Kelimeler burada önemli. Makale "dünyanın ilk" demiyor. İddia Güneybatı Asya ile sınırlı ve "bağlamsal": süsün bedenin neresine takıldığını mezarın içinden gösteren en erken kanıt. Benzer biçimli nesneler bölgenin başka yerlerinde de bulunuyordu; yazarlar da siteler arası karşılaştırmanın, bu uygulamanın A evresinde bile geniş bir alana yayıldığını gösterdiğini yazıyor.
Yazının söylemediği şey
Bu metin bir makaleye ve üç habere dayanıyor, bir kazı çukuruna değil.
Analiz sürüyor. Yedi erkek ve dokuz kadın "en az" sayısı; makalede toplam kaç yetişkin mezarına bakıldığı yazmıyor. Bu yüzden bu süsleri takanların toplulukta ne kadar yaygın olduğunu buradan bilemiyoruz. Dişteki aşınma da makalede ayrıntısıyla tek bir kişi üzerinden anlatılıyor.
Uygulamanın yaşla ilgili olduğu bir çıkarım. Deliklerin hangi yaşta açıldığını, bir törenle mi yapıldığını, kimin takıp kimin takmayacağını neyin belirlediğini makale söylemiyor. Hangi süs için hangi taşın seçildiğini ise yazarlar henüz anlamadıklarını açıkça belirtiyor.
Tarihler de kesin değil. A evresi tabakaları doğrudan tarihlenmemiş ve tabloda yalnızca birkaç ölçüm var. Kazı sürdükçe bu tablo değişebilir.
Mardin Müzesi Boncuklu Tarla'nın boncuklarını sergiliyor, ama bu kulak ve dudak süslerinin vitrinde olup olmadığını okuduğumuz kaynaklarda bulamadık. Görmek isteyen müzeye sormalı.
Şu kadarı ise mezardan okunuyor. Et çoktan gitti, taş kaldı. Taşın mezarda durduğu yer, bir zamanlar etin nereden delindiğini hâlâ gösteriyor.
Kaynaklar: Ergül Kodaş, Emma L. Baysal ve Kazım Özkan, "Bodily boundaries transgressed: corporal alteration through ornamentation in the Pre-Pottery Neolithic at Boncuklu Tarla, Türkiye", Antiquity 98 (398), 2024, s. 323–342 · Ece Toksabay, "Ancient humans had piercings just like us, archaeologists in Turkey find", Reuters, 20 Mart 2024 (GMA News Online'da yayımlanan metin) · Halil İbrahim Sincar, "Mardin'de 12 bin yıllık izlerin bulunduğu arkeolojik alan: Boncuklu Tarla", Anadolu Ajansı, 20 Ekim 2024 · Halil İbrahim Sincar, "Tarihi Mardin Müzesi ziyaretçilerini medeniyetler yolculuğuna çıkarıyor", Anadolu Ajansı, 19 Haziran 2024
Kapak: Ergül Kodaş, Emma L. Baysal ve Kazım Özkan, Antiquity 98 (2024), Şekil 2'den kırpıldı; fotoğraflar Boncuklu Tarla Kazı Arşivi'nden. Lisans: CC BY 4.0.
Tüm sayfalar
Mardin360'taki 42 sayfa, başlıklara ayrılmış

